Geçenlerde çarşıda dolaşırken, yıllardır önünden geçtiğim ama ne iş yaptığını tam kestiremediğim o eski dükkanın camında bir yazı gördüm: "Artık internetteyiz." İçeri girip bir çaylarını içmek, hayırlı olsun demek istedim. Mehmet Amca, o bildiğimiz babacan tavrıyla karşıladı beni. Masasının üzerinde duran bilgisayarı gösterip, "Evlat, dünya değişiyor, biz de ayak uydurmaya çalışıyoruz" dedi. İşte o an, aslında yaptığımız işin teknik kodlardan ibaret olmadığını, asıl meselenin o sıcak esnaf kültürünü kaybetmeden yeni dünyaya taşımak olduğunu bir kez daha anladım.
Eskiden "işleyen demir ışıldar" derdik, şimdi o demirin ışıldaması için biraz da dijital dünyada parlaması gerekiyor. Web sitesi dediğimiz şey, aslında dükkanınızın sanal dünyadaki tabelası, camekanı. Nasıl ki sabah besmeleyle dükkanı açıp, önünü süpürüyor, vitrini düzenliyorsak; internetteki yerimizi de öyle temiz ve düzenli tutmamız gerekiyor. Çoğu zaman küçük işletme sahipleri ya da zanaatkarlar, "Benim işim el emeği, internetle ne işim olur?" diye düşünüyor. Oysa mesele sadece satış yapmak değil; mesele, sizi arayanın sizi doğru yerde ve doğru şekilde bulabilmesi.
İnternet Sadece Büyük Şirketlerin Oyunu Değil
Bazen şöyle bir yanılgıya düşüyoruz; sanki web sitesi sadece holdinglerin, dev fabrikaların harcıymış gibi geliyor. Halbuki durum hiç de öyle değil. Bugün bir marangoz da olsanız, el emeği göz nuru seramikler de üretseniz, insanların size ulaşma yolu değişti. Eskiden eşe dosta sorulurdu, "Tanıdık iyi bir usta var mı?" diye. Şimdi ise o eş dost tavsiyesi yine var ama hemen ardından cepten telefon çıkarılıp isminiz aratılıyor. "Kimmiş, nerede yeri, daha önce neler yapmış?" diye bakılıyor.
İşte tam bu noktada, eğer internette sizin adınıza, sizin kontrolünüzde olan bir sayfa yoksa, o potansiyel müşteri havada kalıyor. Sosyal medya hesapları elbette güzel, hareketli, canlı. Ama sosyal medya biraz pazar yeri gibidir; kalabalıktır, gürültülüdür, akıp gider. Web siteniz ise sizin kendi dükkanınızdır. Orada kurallar sizindir, vitrin sizindir. Müşteriyi kapıda karşılar gibi karşılarsınız, çay ikram eder gibi hikayenizi anlatırsınız.
Güven Vermek, İşin Yarısıdır
Bizim insanımız görerek, bilerek, güvenerek alışveriş yapmayı sever. Bir web sitesi, aslında o güvenin ilk adımıdır. Karşınızdaki kişiye "Ben buradayım, işimin başındayım, yerim yurdum belli" demektir. Karmaşık, göz yoran, her yerden bir şeylerin fırladığı tasarımlardan bahsetmiyorum. Sade, temiz, tıpkı dükkanınızın içi gibi ferah bir sayfa... Telefon numaranızın kolayca bulunduğu, yaptığınız işlerin fotoğraflarının olduğu, belki hakkınızda iki satır samimi yazının yer aldığı bir alan.
Bazen teknik detaylara o kadar takılıyoruz ki, işin özünü kaçırıyoruz. Bir web sitesi yaparken amacımız, teknolojiyi şov yapmak için kullanmak olmamalı. Amacımız, o sıcaklığı ekrana yansıtmak olmalı. Müşteri sitenize girdiğinde, dükkanınıza girmiş gibi hissetmeli. O samimiyeti, o ustalığı, o özeni hissetmeli. Çünkü kodlar eskir, yazılımlar güncellenir ama insan insana olan o güven bağı hiç eskimez.
Yeni Nesil İletişim, Eski Usul Samimiyet
Teknoloji korkutucu gelebilir. "Ben anlamam o işlerden" demek en kolayıdır. Ama inanın, artık her şey sandığınızdan çok daha insan odaklı. Bir web sitesine sahip olmak için bilgisayar mühendisi olmanıza gerek yok. Sadece işini seven, sizi anlayan, sizin dilinizden konuşan doğru insanlarla yola çıkmak yeterli.
Sonuç olarak, tabelamızı parlatmanın, dükkanımızın kapısını sadece sokağa değil, tüm dünyaya açmanın vakti geldi de geçiyor bile. Unutmayın, en güzel web sitesi, arkasında gerçek bir insanın, gerçek bir emeğin olduğunu hissettiren sitedir. Dijitalleşmek demek, robotlaşmak demek değildir. Aksine, ustalığımızı, emeğimizi ve hikayemizi daha çok insana, daha hızlı ulaştırmanın en güzel yoludur.